Gölbaşı Güncel Haber
HV
29 EYLÜL Perşembe 08:30

"Burnundan Fi̇ti̇L Fi̇ti̇L Geti̇rmek"." İki̇ Di̇rheM Bi̇R Çeki̇rdek"

Mehmet Uluçay
Mehmet Uluçay
Giriş Tarihi : 20-09-2022 21:30

  "Burnundan Fi̇ti̇L Fi̇ti̇L Geti̇rmek"." İki̇ Di̇rheM Bi̇R Çeki̇rdek" Deyi̇mleri̇n Tarihçesi         

"Mısırlı sarraflar altını eritip eşit çubuklar halinde döker,tüccarlar da bunları kesip tartmak suretiyle ödeme yapardı. ' MÖ 3200’lerde basılan bu madeni çubukların üzerinde ilk firavun Menes’in adı yazardı. Arpa gibi çuvala konmayan,bira gibi kâseye dökülmeyen altını nasıl tartmışlardı? Modern terazileri olmadığına göre ortak ölçü birimleri nasıl bir şeydi?

           Her zamanki gibi tabiata başvurup arpa, harnup, buğday veya hardal tanelerini ölçü birimi yaptılar. Harnup adıyla bilinen keçiboynuzu çekirdeği, hiç kuşkusuz diğerlerinden farklıydı .Nerede yetişirse yetişsin her biri 0,8 gramdı ve ağırlığı asla değişmezdi. Sıcaktan, soğuktan hatta sudan bile etkilenmezdi. evrendeki en küçük ölçü birimi bulunduğuna göre harnup ile tartılan paralar dünyanın en küçük tartı parasıydı. Dört çekirdeğin ağırlığı 3,2 grama eşitti. Harnup çekirdeğinden esinlenerek ulaşılan bu ölçü, kısa sürede Mısır ve çevresinde kullanılan dirhem isimli paranın standardı oldu. Dirhemin dörtte birine yani her bir çekirdeğin ağırlığına ‘denk’, denkin dörtte birine ‘kırat’, kıratın dörtte birine ise ‘fitil’ denirdi. İşte ‘burnundan fitil fitil getirmek’ deyimi de ufak ufak zarar vermek anlamını bu ölçüden almıştır. Abdülmecit döneminde basılan mecidiye isimli altın sikkeler ise dokuz çekirdek ağırlığında yani 7,2 gramdı. Halktan birinin bu paraya sahip olabilmesi görülmüş şey değildi. Dolayısıyla şık giyimli insanlara mecidiye altını gibi parlıyorsun anlamında ‘iki dirhem bir çekirdek’ denmesi de keçiboynuzu ölçüsünden kalma bir hatıradır. Tarihteki ilk tartı para birimlerinden olan dört çekirdek ölçüsündeki dirhem ise hâlen Birleşik Arap Emirlikleri, Ermenistan ve Fas’ın resmi parasıdır.Her medeniyet kendine ait bir ölçü birimi bularak farklı isimler verdi. Mezopotamyalılar çekel, İranlılar stater, Babilliler manah, Yunanlılar drahmi, Romalılar denarius, İspanyollar real, Güney Amerikalılar peso, Latinler liret, Almanlar mark ve İngilizler pound veya sterlin dedi. Modern fînans kitaplarının para birimi demesine bakmayın, bu tabirlerin hepsi eskiden ağırlık ölçüşüydü. Hatta bazıları hem gramajı hem de gümüş paranın kendisini ifade ederdi. İsimleri veya şekilleri değişse de tartı paraların kullanım amaçları hep aynıydı. Örneğin Venedik florini denildiğinde 3,5 gram ve 23,5 ayar altın anlaşılırdı. Babil’de kullanılan manah 505 gram, peso 8 gram, sterlin 1,5 gram altın demekti. Türkiye Cumhuriyeti’nin para birimi olan lira tabirinin atası ise 327,45 gramlık eski Roma ağırlık ölçüsü olan libra ve liret kelimeleriydi.Yüzde yüz saf altın, 24 ayardır. 22 ayar altın ise 24’de 22’si ham, kalanı bakır demektir, örneğin Osmanlı sikkelerinin torunu olan günümüz çeyrek altını, 1,75 gram ve 22 ayardır. Başka bir ifadeyle 1,60 gramı altın, 15 gramı bakırdır. Türkçede saf altını tanımlayan som sözcüğü ise hâlen Kırgızistan ve Özbekistan’ın milli parasıdır.

           Arpayı eline alan biri, kalitesi hakkında iyi kötü fikir sahibi 0lurken altın parçasının saflık derecesini söyleyebilmek kolay değildir. Peki, bir metalin içindeki altın veya gümüş oranını nasil tespit etmişlerdi? Değerli metalin kıymetini belirleyen ikinci faktörün, bu sorunun cevabında gizli olduğunu bilen atalarımız yine tabiata başvurdu. Her toplum, ölçüm aleti olarak kendi yöresindeki özel bir taşı denedi. Bazanit, çakmaktaşı, arduvaz, akik ve yeşim taşı derken sonunda muhteşem bir kontrol aracı keşfedildi. İşte kuvars cinsi koyu renkli bu uzmana, mihenk taşı diyoruz.

          MÖ 4. yüzyıldan beri bilinen bu taşın kullanımı oldukça basitti. Önce saflık oranı bilinen metal, mihenk taşının üzerine sürtülerek iz bırakması sağlanır. Sonra kontrol edilecek metal, ilgili taşın üzerine sürtülür ve ikisi arasındaki farka bakarak yeni metalin saflık derecesi göz kararıyla tahmin edilirdi. Mihenk taşı tabiri, İstanbullu sarrafların dünyaca meşhur olduğu günlerin şık bir anısı olarak ‘bir şeyin değerini belirlemeye yarayan temel kıstas manasında Türkçeye geçti. Uzay çağına geldiğimize göre artık böylesi tekniklerden vazgeçildiğini düşünebilirsiniz ama perakende satış yapan pek çok kuyumcu mihenk taşından vazgeçemedi. Tek fark, taşın üzerindeki çiziklere göz kararıyla bakmak yerine nitrik asit dökmeleridir. Çünkü nitrik asit, altın dışındaki metalleri eritip yok ederken düşük ayarlı altının rengini kırmızıya dönüştürür. Altın denildiğinde gözümüzde sarı bir metal canlanır fakat saflık oranı düşürülen altın, binbir suratlıdır; mesela altına bakır karıştırınca kırmızıya, çinko katınca sarıya, nikel ekleyince beyaza dönüşür; gümüş ise altının doğasındaki sarı rengi soldurur. Ayarı düşük altınları daha sarı göstermek isteyen kuyumcular üzerine foya denilen bir madde sürer. Ancak bu boya zamanla dökülür ve altının gerçek rengi ortaya çıkar. İşte yalancılar için söylenen foyası ortaya çıkmak deyimi de buradan gelir. Antik Çağdan geleceğe para Dursun Ali Yaz shf 71,78

YORUMLAR