GÜNCEL
Giriş Tarihi : 18-05-2021 12:33

Milliyetçi avukatlar grubundan Adıyaman Barosuna tepki

Adıyaman Barosu'na kayıtlı 'milliyetçi avukatlar' adını verdikleri grup Adıyaman Barosunun, Ankara Barosu tarafından açıklanan Doğu Türkistan ve Kudüs deklarasyonuna imza atmamasına tepki gösterdi..

Milliyetçi avukatlar grubundan Adıyaman Barosuna tepki

"Uygur Türklerinin hüznü yüreğimizdedir"

Grup adına açıklama yapan Recep Kılıç, bölücülerle, terör örgütleri ile Türkiye düşmanı çevrelerle birliktelik içinde olanların geçmişten mutlaka ders çıkarması gerektiğini belirterek, "Yanlış hesaptan dönmelidir. Türk Milleti bu coğrafyanın kınına sığmayan kılıcıdır. Hiç kimse bize, esir Türkler hakkında istikamet gösteremez. Uygur Türklerinin hüznü yüreğimizdedir. Türkmenelinin sevdası iliklerimizdedir. Türk Milleti ile gönü bağı kopmuş kim varsa, bize Uygur Türkleri konusunda laf ediyor, ileri geri konuşuyor. İşbirlikçisinden, bölücüsüne, ilkesizine kadar hepsi ağız birliği ile fikriyatımızın kilit taşları hakkında bilirkişilik taslıyor. Ey gafiller, Türklük ne zaman sizin ana meseleniz oldu? Bir milleti ve bir dini inancı ortadan kaldırmaya yönelik sistematik faaliyetlerin varlığı göz önüne alındığında bahse konu fiillerin “İnsanlığa karşı suçlar” kapsamında olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çin Hükümeti’nin “Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi”ni kabul ettiği Mart 2017’den bu yana, Doğu Türkistan bölgesinde kamplara kapatılan Uygur Türklerinin sayısı hızla artmaktadır.”

"Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan kabus nedeniyle Çin’e hesap sormalıdır"

Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak, aşırılık olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Polat, şöyle devam etti:

“Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak şüpheli konumuna düşüren sebepler arasındadır. Erkek-kadın, genç-yaşlı, kentli-taşralı fark etmeksizin herkes, gözaltına alınma tehlikesi altındadır.

Uluslararası Af Örgütü’nün yayımladığı ‘Çin: Neredeler? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki toplu gözaltılar hakkında cevap verme zamanı’ adlı raporunda bu ihlaller tanık raporlarıyla ispat edilmiştir. Uluslararası Af Örgütü raporunda, “Çin hükümetinin etnik azınlıkları hedef alan kirli politikalarını sürdürmesine izin verilmemeli. Dünyanın her yerinden hükümetler, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan kabus nedeniyle Çin’e hesap sormalıdır” açıklaması da durumun vahametini gözler önüne sermektedir. Bir millet tamamen inkâr edilmekte, ibadet özgürlüğü yok sayılmakta, Türkçe isimler ve yazılar yasaklanmakta, Doğu Türkistan bölgesine kasten Sincan adı verilmektedir. Bu uygulamalar ile millet bilinci yok edilmeye çalışılmaktadır. Bahse konu bölgenin kadim bir Çin toprağı olduğu iddia edilerek bölgenin tarihi ve değerleri yok sayılmaktadır.”

"Batı'nın Müslüman denildiğinde anladığı Türk'tür"

“Ülkülerimiz ne diyorsa ona göre hareket ederiz” diyen Polat, “Türk'ün Şii'si, Sünni'si, yani mezhepsel ayrılığı değil, yüksek milli şuuru her mevzunun üstündedir. Irak'ı ziyaret eden Papa'nın Türkmenlerin hakları ile ilgili tek bir kelam ettiğine şahit olundu mu? Yine söylüyoruz, Türk'ün Türk'ten başka dostu da seveni de yoktur. Batı'nın Müslüman denildiğinde anladığı Türk'tür.” dedi.

“Selam olsun dünyanın dört bir yanında zulme karşı duran annelerimize”

İsrail’in, Filistin’de, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptıklarının hesabını vermesi ve bedelini ödemesi gerektiğini vurgulayan Polat, sözlerini şöyle tamamladı:

“Uluslararası hukuk; güçlünün taleplerini meşrulaştırma aracı değilse, uluslararası sistemde  hukuk ve adalet arayışı varsa,  BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyenin elinde kukla haline gelmediyse, derhal hukuk işletilmeli, İsrail’in Filistin’de, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptıklarının hesabını vermeli, bedelini ödemelidir. İsrail’in Filistin’de ve Ortadoğu’da bitmeyen mezalimi, Çin’in Müslüman oldukları için Türkistan’da yaptıkları zulmü, “Uluslararası barış” söylemlerinde bulunan sözüm ona medeni dünya için bir samimiyet testidir. İsrail’in, Çin’in ve emperyalistlerin zorbalığı mı uluslararası hukuk mu büyük, hadi görelim şimdi. Selam olsun; Diyarbakır'da evlatlarına kavuşmak için 2 yıla yakın bir zamandır, kar kış yaz demeden evlat nöbetinde bulunan annelerimize, kutsal haremi şerifi; sizler Selahattin Eyyubi'nin torunlarısınız diyerek, silaha karşı sapanla mücadele eden canlarını ortaya koyan evlatları yetiştiren Kudüsün, Filistin'in annelerine, selam olsun. vatan millet aşkı ile evlat yetiştiren Doğu Türkistan’ın annelerine, selam olsun. Dünyanın dört bir yanında zulme karşı duran annelerimize.

Azıcık da olsa insanlıktan nasibini almış, vicdanları mezbeleye dönmüş sömürge kalıntılarına inat, ilgilileri bu noktada sorumluluk almaya, kıymetli vatandaşlarımızı ve sivil toplum kuruluşlarımızı ise konuyu gündemde tutmaya; BM Genel Kurulu olmak üzere uluslararası tüm kurumları, engelleyici yaptırımları derhal gündeme almaya çağırıyor, İsrail zulmüne, zulme karşı direnen tüm mazlum insanlara, Doğu Türkistan Uygur halkı için harekete geçmeye davet ediyorum. Yok öyle; umutları yitirip, karanlıklara savrulmak ... Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak. Düşünmek ruhun kendi kendisiyle konuşmasıdır. O ruh ki, Türk’ün ruhudur. O düşünce ki, Türk istiklalinin mimarıdır. Çok yaşa Şuşa, çok yaşa Karabağ, çok yaşa Türkmeneli, çok yaşa Kudüs, çok yaşa Türkistan.”

 

Kaynak : PHA