Hz.Hüseyin Niçin Şehit Edildi? -2


Bu makale 2015-11-09 08:48:41 eklenmiş ve 930 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Uluçay

“Allah Resulü” Benden sonra hilafet 30 sene devam eder..sonra padişahlık başlar."

 Hilafeti kılıç zoruyla ele geçiren Muaviye’nin verdiği ilk hutbeyi Ibn-i Kesir’den aktaralım:

“Allah’a yemin ederim ki yönetimi ele geçirdiğim zaman bundan hiç hoşlanmadınız. Bunu biliyorum. Hatta bu konulardaki kuruntularınızı da biliyorum. Fakat ben bu makamı kılıcımın gücüyle elde ettim.”34

Nebevi siyaset tarihinde ilk defa Müslümanların yönetimi ‘kılıç zoruyla’ elde ediliyordu.(shf 73)

 

Şeriatta, ganimet mallarının beşte biri hazineye ait olup beşte dördü ise muharipler arasında taksim edilir. Muaviye böyle yapmamış, bu malların içinde bulunan altın ve gümüşü ayırarak kendisine alı koymuştur.

Yeni dönemde şeriatın hükümleri de farklı uygulana alanı buluyordu. Örneğin, Basra valisi Abdullah b. Amir hutbe okurken adamın biri valinin sahabeye küfretmesine dayanamayarak taş attı. Anında eli kesilen adam durumu Muaviye’ye şikâyet edince şu cevabı aldı:

“Elinin diyetini beytülmalden öderim. Fakat valilerimi cezalandıramam.”Diyerek zalimleri koruyordu.

 

Bu dönemde moda olan taşkınlıklardan biri de, cahiliye adetlerinden olan cesetlere zulmetmekti. Üstelik zulmedilen bu cesetler Allah Resulünün güzide ashabının cesetleriydi.

 Cesedin kellesini gövdesinden koparma zulmü ilk defa Ammar b. Yasir (r)’e yapılmıştı. Bahşiş almak için kesilen kelleler Muaviye’ye getiriliyordu. Sahabeden Amr b. Hamık’m cesedi de aynı akıbete uğradı. Bir farkla ki; bu kez halifenin emriyle kesik baş şehir şehir dolaştırılıp teşhir ediliyordu.  Aynı işlem kendi kuşaklarının öncüleri olan Muhammed b. Ebi Bekir, Numan b. Beşir ve Mus’ab b. Zübeyr’e de yapılacak, birincisinin cesedi sonunda bir eşek leşiyle birlikte yakılacaktır.

Muaviye ölüm döşeğinde iken oğlu Yezide:

 

“Oğulcuğum; bu işi (devlet) senin ayağına kadar getirdim. Her şeyi sana kolaylaştırdım. Düşmanlarını sana karşı alçalttım. Arapları sana boyun eğdirdim. Hiç kimsenin bir araya getirmediği malı senin için bir araya getirdim.

“Ben sana dört kişi dışında kimsenin zorluk çıkarmasından korkmuyorum. Ali’nin oğlu ‘Hüseyin, Ömer’in. Oğlu Abdullah, Zübeyr’in oğlu Abdullah, Ebubekir’in oğlu Abdurrahman.

“Ömer’in oğlu Abdullah tek kalırsa sana biat eder. Kıyama kaldırıncaya kadar Hüseyin’in yakasını lraklılar bırakmaz. Eğer öyle yaparsa sen kazançlı çıkarsın. Eğer kalkmazsa sen de güzel davranırsın. Ebubekir’in oğluna gelince; o arkadaşlarına bakar, onlar ne yaparsa oda onu yapar. 0 hayata düşkündür, yaşamayı sever.

 “Amma Zübeyr’in oğlu var ya; işte o arslanın gücüyle, tilkinin hilesiyle karşına çıkar. Başını ezmek için her an fırsat kollar. İşte o böyledir. Eğer sana bunu yapmaya kalkarsa. Ona dünyayı zindan et ve onu lime lime doğra.”(shf 86)

 

“Çek, çek kamçını o başın oyuklarından ey Yezid. Senin kıyamette şefaatçın İbn-i Ziyad’dır, onun şefaatçisiyse Muhammed(s)’dir.

 

 Ebu Berze el-Eslemi

 

Zulümle küfrü, adaletle imanı eşleştiren Kur’an’ın baştan sona zulmü ve zalimi mahkûm eden mesajı, hangi gerekçeyle olursa olsun zulmü meşrulaştırmak isteyen herkesin suratında kıyamete kadar şaklayacak olan ilahi bir tokattır. Bu çarpık anlayışı zulmün öteki yüzü olan anarşi (fitne) bahanesiyle siyaset felsefesi haline getirip zulmü ve saltanatı meşrulaştıranlar, ümmetin bugün düştüğü bu vahim zilletin boyutlarını görselerdi, yaptıkları işin vebalinin ne denli büyük olduğunu anlarlardı.

 İmamet ve Saltanat bahsinde ayrı bir yeri olan Hz. Hüseyin’in şehadeti hadisesini alelade bir olay olarak değil kökeni ta eskilere dayanan nübüvvet ve saltanat arasındaki mücadelenin bir devamı olarak ele almak gerek. Unutmamamız lazım gelen bir şey var: Bu tarihi olayların dün olduğu gibi değişik zaman ve mekânlarda farklı isimler arasında bugün de aynen yaşandığı ve kıyamete kadar da yaşanacak olması... Önemli olan şey, bu tarihi karşılaşmada kimin kimlerin safında yer aldığıdır.

 Kerbela olayı aynı zamanda bir semboldür; hem ‘nübüvvet hem ‘saltanat’ için. Aynı inancın salikleri arasında ortaya çıkan iki farklı çizginin de ilk çarpıcı örneği. Bu çizgiler nübüvveti temsil eden ‘Hüseyni çizgi’ ile saltanatı temsil eden ‘Yezidi çizgi’dir.

Birincisinin özelliği mazlumiyeti, muhacereti, fedakârlığı, adaleti, şehadeti, cesareti, izzeti ve kıyamı temsil etmesi; ikincisinin özelliği ise saltanatı, zulmü, hilesi, zulme rızasıyla müstekbirliği temsil etmesidir. Herkes bu ezeli mücadelenin bir yerinde yerlerini almaktadır. Ama nerde? (shf86–87) “Hz. Hüseyin şehid edildikten sonra elbiseleri soyuldu. Çıplak: cesedi delik deşik edildi. Başı gövdesinden ayrılarak Yezid’e götürüldü. Bu esnada kız kardeşi Zeynep bint-i Fatıma şöyle haykırıyordu:

 “YaMuhammed! Ya Muhammed! Ey göğün meleklerinin kendisine salâvat getirdiği insan; işte şu önümde duran, delik deşik olmuş, azaları kesilmiş, kanlar içinde uzanmış yatan ceset senin Hüseyin’indir Muhammeda! Kızların esir edildi, neslin katledildi!...”(shf 88)

 

    Hz. Hüseyin’in şehadeti üzerinden üç yıl geçmişti. Hicretin 63. yılında Medine halkı ‘fasık’ ve ‘facir’ ilan ettikleri yönetime karşı ayaklanıyorlardı. Bunun bir ifadesi olarak da Yezidin valisini atıp Abdullah b. Huzafe’yi başlarına’vali olarak seçiyorlardı.

 Bunun üzerine Yezid, Müslim b. Ukbe gibi zulmüyle ünlenmiş birini 12.000 kişilik bir orduyla Medine’ye yolladı ve şu emri verdi:

    “Şehir halkına üç gün süre tanı. Eğer bu süre içinde biat etmezlerse onlarla savaş. Savaşı kazandığın takdirde üç gün her şey serbesttir. Şehri yağma edebilirsiniz.” Harre olayı olarak tarihe geçen bu üç gün içinde her taraf yakıldı, yıkıldı, talan edildi. Peygamber şehrinin ihtiyarları ve çocukları dahi öldürüldü. Hatta bununla da kalınmayarak bir çoğu sahabe kızı olan Müslüman kadınların namusuna tecavüz ettiler. Bu esnada 1000 kadar kadın bu tecavüz ler sonucu hamile kaldı.”(shf 90)

 ” Yezid’in oğlu Muaviye’nin açıklamalarına ilave edilecek bir şey yok.Diyor ki; Yönetim sonra dedeme geçti. Şimdi o kabrinde günahlarının rehini ve suçlarının esiridir. Babama gelince... Bize işlerin en ağır geleni, onun yattığı yeri bilmemizdir. Onun vardığı yer ne kötü bir yerdir. Çünkü o Allah Resulü’nün çocuklarını katletti. Haramı mubah kıldı ve Kâbe’yi tahrip etti.

Ben onların zulmünü yüklenip taşıyacak değilim. Sizi işinizle baş başa bırakıyorum. Eğer dünya hayırlı ise biz ondan payımızı almışızdır. Yok, eğer şerse Ebu Süfyan’ın soyunun hissesine düşen onlara yeter.” (shf 90)Bilinen odur ki zalim lanetle anılmakta, mazlum rahmetle. Hz Hüseyin ve cemi cümlesinin ruhu şad olsun.                                                                                

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel
                    
© Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.