Hz.Hüseyin Niçin Şehit Edildi? - 1


Bu makale 2015-10-26 17:53:04 eklenmiş ve 1020 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Uluçay

Sizlere İlahiyatçı Mustafa İslamoğlu’nun “İmamlar ve Sultanlar” isimli eserinden yer yer alıntılayarak Hz. Hüseyin’in şehit edilişinin, nedenini, önemini siz değerli okuyucularıma aktarmak istiyorum.

      Üzerinden 1373 yıl geçmesine rağmen, Hz. Hüseyin ve Şehit olan ailesi ve arkadaşları, rahmetle anılırken, zalim Yezid e her yerde lanet okunmaktadır. Bu kıyamete kadar devam edecektir.

      Çünkü: olay bir zalimin, mazluma zulmüdür. Kini, öfkesi, dünya malına ihtirasla kapılmış muktedirin aynı zamanda baba vasiyetidir. Bir öç alma girişimidir. Atalar dinine dönüşün haykırışıdır.

      Halbuki, Hz. Ali ve güzide evlatlarının dünya malı ile ilgileri yoktu. Onlar “Nübüvveti”istiyordu. Yezid,”mürriveti” Biri imanı ötekisi dünya malını istiyordu.

Mücadele bu dünya malına sahiplenme hırsından kaynaklandı. Müslümanların yüreğini yakan “kerbela” olayı yaşandı.

        Oysaki “İslam; saltanatın her türünü reddetmişti. Resulullah da diğer tüm nebiler gibi saltanatın tüm çeşitlerini reddetmiş, dünyevi önderliği sefahat ve sömürüye dayanan saltanat üzerine değil, hukukun üstünlüğüne dayanan “nübüvvet” üzerine bina etmişti.

Saltanat zulme dosttu, İslam düşmandı. Saltanat despotluğa, İslam şuraya dayanıyordu. Nebevi yönetim şehadete, saltanat ise sefahata dayanırdı. Nebevi yönetimde hukuk yöneticiden, saltanatta ise yönetici hukuktan üstündü. Biri hukuk devleti, diğeri imtiyaz devletiydi.

        Bütün bunlardan ayrı olarak nebevi yönetimde devlet dinin ve ebedi kurtuluşun bineği, saltanatta ise din devletin bineğiydi. Sultanlar onu saltanatlarına alet olarak kullanıyorlardı. Daha öz bir ifadeyle bu iki yönetimde ‘din’in işlevi farklılaşıyor, tamlayan ve tamlanan değişiyordu. İslam’ın yeri nebevi hilafette ‘dinin devlet’iyken, saltanatta ‘devletin dini’ konumuna geçiyordu.

Dini saltanatlarına aracı kılmak için önce siyaseti dinden ayırdılar. Ardından dinsiz kalan siyasetin eline dini teslim ettiler. Buna da halkın gözlerini boyamak için ihtiyaç duydular.” (shf.26)

Ne acıdır ki İslam ülkelerinde bu durum halen devam etmektedir   

      “Yapısı gereği İslam hukuku kendi üzerinde bir otorite tanımaya müsait değildi. Bu isterse fert, isterse aile, isterse bir gurup veya zümre olsun. Hukuku uygulayanların bizzat kendileri de hukuka karşı sorumluydu ve o hukuk, karşısında herkesi eşit görmek istiyordu. Ferdin, grubun, zümrenin, sınıfın hakları tanzim ve tespit edilmişti bu hukukta. Ferdin topluma zulmünü onaylamadığı gibi toplumun ferde tahakkümlerine de imkân vermezdi.

       Bir yönetimin “saltanat” olması için adının illa da padişahlık, krallık, meliklik olması gerekmemekteydi. Bu pekâlâ kendisini çoğulcu diye niteleyen günümüz demokrasileri için de geçerliydi’. Hatta adı krallık olduğu halde tarihte adalete ve hukukun üstünlüğüne dayanan yönetimler olduğu gibi, adı demokrasi olduğu halde zümre ya da meclis saltanatına dayanan rejimler de vardı.

     Adı ister monarşi, ister oligarşi, ister demokrasi, ne olursa olsun saltanat bir imtiyaz rejimiydi.”(shf27)

    “Resulullah (s)’a gelince, o bir kul gibi yeyip bir kul gibi yaşamakla övünmüştü. Karşısında titreyen bir bedeviye ‘Ne titriyorsun” diyerek, Kayser ve Kisra gibi saltanat sahibi olmadığını, kendisi gibi biri olduğunu vurguluyordu. Titizlikle uyguladığı ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesine halel getirmiyordu.”Ben kimin sırtına haksız yere vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun” uyarısı karşısında hak talep eden Ukkaşe(r) dönüp: “Haydi al hakkını!” diyecek kadar hukuka riayet ediyordu. Bu sahabinin türbesi K.Maraş-İslâhiye arasındadır. Bu yöredeki “Ökkaş”ismi bu sahabinin isminden dolayıdır.

 “Sıffin savaşında,… Kılıçlar konuştu. Muharebe başladı.. Hz. Ali (r) ordusuna şu öğütte bulundu:

 “-Dikkat ediniz! Savaşa önce siz girmeyiniz. Onlar saldırmadıkça hücum etmeyiniz. Eğer onları yenerseniz kaçanların peşine takılmayınız. Kaçanların ve muharebeden çekilenleri öldürmeyiniz. Yaralılara saldırmayınız. Kimsenin elbisesini soymayınız. Ölülerin burun ve kulaklarını kesmeyiniz Kimsenin hanesine tecavüz etmeyiniz, malını yağmalamayınız. Size küfretseler dahi kadınlara dokunmayız.)shf60)Bu son derece hassas, merhamet ve şefkat yüklü Hz. Ali’nin davranışına karşılık, Yezidi, merhametsizliğe bakın.

   “ Bu dönemde ortaya çıkan bidatlerden biri de Allah Resulünün “Onlar hakkında Allah’tan korkun’ buyurduğu güzide ashabına sövülme bid’atidir.

“Muaviye illere tayin ettiği valilere “Ali’ye sövmekten Osman’ı sevmekten geri kalmayın” diye tavsiye ediyordu. Bu bid’at öylesine yaygınlaşmıştı ki, Allah Resulünün en sevdiği insanlara bizzat onun manevi huzurunda; mescidinde küfrediliyordu.

 Bu işin en çirkin boyutu da cuma hutbelerini sahabeye küfür ile bitirmenin gelenek haline getirilmesiydi. Bu çok çirkin gelenek Hz. Ömer b. Abdülaziz iktidara gelince kaldırılacak yerine bugün de hutbelerin sonunda okunan Nahl Suresi 90. ayet ikame edilecektir.

Devlet, artık Rasulullah’ın kurup Raşid Halifeler’in koruduğu ‘hukuk devleti’ değildi. Ünlü zalim Haccac gibi Ümeyyeoğullarının ümmetin başına bela ettikleri azgınlardan biri de Busrb. Ertad idi. Muaviye bu adamı Yemen’e vali olarak gönderince kendisinden önceki vali Abdullah b. Abbas’ın iki küçük çocuğunu katlettirecek, bu cinayet gözlerinin önünde işlenen anne çıldıracaktır?

Aynı isim, henüz Hz. Ali’ye olan biatini bozmamış olan Hemedan’ı ‘fethetmekle görevlendirilince, orada yaptığı zulümler tarihin yüzünü karartacaktır. Bunlardan sadece bir tanesi Hemedan’ın Müslüman kadınlarını cariye niyetine esir alıp kullanmasıdır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel             <   
Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.