Bizim Öğrenciliğimiz


Bu makale 2014-09-18 20:41:03 eklenmiş ve 517 kez görüntülenmiştir.
Fahrettin Çelik

Yetmişli yıllarda okula başladım. İyi tarafları, kötü tarafları vardı o yılların. Biraz o yıllara gitmek istedim okulların başladığı bu günlerde.

            Saçlar 3 numaraydı. Kızların saçları örgülü veya arkadan bağlı olurdu. Amerikan tıraşı, tasla tıraş veya jöle olmazdı.

            Herkesin cebinde ter temiz bir mendil olurdur. Sabah tırnak ve temizlik kontrolü yapılmadan sınıfa alınmazdı.

            Defterimiz bittiğinde baştan siler, tekrar kullanırdık. Defter ve kitaplarımız gazete ile kaplı olur, gazetede açık kadın fotoğrafı olmamasına dikkat ederdik. İçeri hava girmesin diye pencerelere takılan naylon artıkları elimize geçerse, kendimizi şanslı sayan önemli kitaplarımızı bu naylonlarla kaplardık.

            Okula başlayınca konuşmayı unuturduk. Türkçe konuşmasını bilmez, Kürtçe konuşmak ise yasaktı. Öğretmenin özel görevlendirdiği ispiyoncular duyabilir diye evin içinde bile anne-babamız Kürtçe bir şeyler sorsa kafamızı öne arkaya sallayarak evet veya hayır işareti yapardık.

            Ceza alan öğrenci olursa beklenir, bir kız öğrencide ceza alırsa ikisi aynı sıraya oturtulur ve bunlar alay konusu olurdu. Sınıf içinde bırakın bakışmak veya mesajlaşmak aynı sırada oturmak bile ayıpsanırdı. Tek ayak üzerinde durmak, iki cezalının bir birini şamarlaması veya avuçlara cetvelle vurulması klasik cezalardı.

            Ödevleri yetiştirmek için akşamları sokak lambası altında oynama zevkinden mahrum kalır, bunu hafta sonlarına ertelemeye mecburduk. Yinede haftada tek kanal olan TRT'de Türk Filmini izlemek için can atardık. Ödevlerimizi yapmak için birkaç gün tükenmez kalem arar, yardım için büyüklerimize yalvarır, kağıt kenarlarını renkli kalemlerle süslerdik.

            Yerli malı kutlamaları bizler için bayramdı. Bu günde paylaşmayı öğrenir, ikram etmenin hazzına varır, ülkemizin öz kaynaklarını tüketirdik.

            Öğretmenlerimizi sever, onlar bizden bir şey istediler mi bunu ödül sayar, onlarla fotoğraf çektirmeyi ise dünyanın en güzel şansı bilirdik.

            İlkokul 5'i bitirene kadar zar zor düzgün Türkçe konuşmayı öğrenir, okuma yazmayı söker, artık kendimizi öğrenci gibi görür ortaokul için üst sınıflardan birkaç yıl kullanılan eski kitaplarını satın almak için bir birimizi atlatırdık.

            Ortaokula başladığımızda siyasi olaylar doruğa çıkmış, boyanmış pencerelerde anlamadığımız kelimelerle karşılaşmıştık. Bu yıllarda Yılmaz Güney fotoğrafı taşımak veya Şivan Perver dinlemek hayatının kararmasına yeter de artardı.

            Bir tane branş öğretmenimiz vardı. Nasıl olmuşsa bir Resim Öğretmeni okulumuza atanmış, O'da müdür olarak görevlendirilmişti. İngilizce dersimize Kaymakam, Tarım dersimize İlçe Tarım Müdürü, Din Dersine Müftü, Milli Güvenliğe Bölük Komutanı girer, kalan derslerimize ise ilk okuldan öğretmenler girerdi. Haftada anca 4 veya 6 saat derse girdiğimiz olurdu.

            Derken o zaman "inkılap" deniler darbe ile tanıştık. Okulumuza tutuklular kondu. Onlarca Samsatlı genç okulda tutuklu kaldı. Bize örnek olacak abilerimiz dipçiklendi, postallarla dayak yedi eğitim gördüğümüz okulumuzda.

            Tıraşlarımızı kontrol etmek için sabahları Sıkıyönetim Komutanı gelir nutuklar atar, bazen küfürler eder, öğrencilere de öğretmenlere de göz dağı verir giderdi.

            Ve derken lise bitti. Her yıl olduğu gibi bir öğrenci okul birincisi olarak üniversiteye yerleşti. Kalan 21 öğrenci askere gitmek üzere gün saymaya başladı.

            Ama o zamanlar dostluk vardı. Sınıf arkadaşları aynı zamanda kardeşti. Öğle arası yemeklerimizi her seferinde başka arkadaşımızın evinde yerdik.

            Köylerden ilçeye okula gelen arkadaşlarımız vardı. Havanın çok yağışlı olduğu günlerde ailemize bile danışmadan bu arkadaşlarımızı evimizde misafir eder, onların yolda mağdur olmalarına gönlümüz razı olmazdı.

            Sınıfımızdaki bir kıza laf atan oldu mu bunu namus meselesi sayar topluca müdahale ederdik. Biz nasıl bir birimize samimi isek ailelerimiz de öyle samimi olurlardı.

            Ödevlerimizi birlikte yapar, oyunlarımızı birlikte oynar, hafta sonları pikniğe giderek salçalı kuru köfte yoğururduk.

            Askerlikteki tertipçilik gibi alt sınıflar üst sınıflarına saygı gösterir, hatta daha büyükleri bize iş yaptırınca mutluluktan uçardık.  

            Şimdiki öğrenciler çok mu şanslı, yoksa şanssızlar mı bilemiyorum. Defter kitapları her sene hiçbir ücret ödemeden yenileniyor. Yardımcı kayrak derlerse seve seve alınır. Sınıflar kaloriferli, öğrencilerin çoğu okullarına servisle gidip geliyor. Derslik, araç gerek, öğretmen, beslenme gibi sıkıntıları yok.

            Acaba bu çocuklarımızı biz sınavlara mı, yoksa hayata mı hazırlıyoruz? Bu ruh ile yetişen çocuklarımızı yarınlarda neler bekliyor?

            Her şeye rağmen yeni eğitim öğretim yılı hayırlara vesile olsun inşallah.

 

            Selam ve dua ile…

 

 

Fahrettin ÇELİK

samsattema@hotmal.com

www.samsathaber.com

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel
                    
© Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.