Anadolu’da Hümanizma’nın Doğuşu


Bu makale 2018-11-30 13:20:27 eklenmiş ve 227 kez görüntülenmiştir.
Cezmi Doğaner

Anadolu’da Hümanizma Yunus EMRE’le başlıyor. Onunla en yüksek noktasına ulaşıyor. Anadolu’da Hümanizmanın temsilcileri var; Yunus dışında Mevlana var, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu var, birçok halk ozanı var.

Mevlana her ne kadar ben Türk değilim, diyorsa da o bu topraklarda yaşamış ürün vermiş büyük bir şair ve hümanisttir. Her konuda şiir yazıyor, insan ve Tanrı sevgisini, güzelliğini buluyor. Şemsi Tebrizi’ye aşık oluyor onların arasında derin bir aşk var.

Anadolu Halk Kültüründe hem Hümanizmanın izleri var, hem de Türkiye’nin en güzel yapısı var. O büyük yapı oradan geliyor zaten. Osmanlı yönetimi sarayı Arapça ve Farsça karışımı bir dil kullanıyor; Osmanlıca. Osmanlıca’nın karşısına ise hiç bozulmayan bir Türkçe’yle çıkıyorlar, Yunus’lar, Pir Sultan’lar, Karacaoğlan’lar, Dadaloğul’ları.

Biz bugünkü dilimizi Anadolu Halk Ozanlarına ve onların şiirlerine borçluyuz. Yani bu ozanlarımızı Türkçe’yi hem koruyup yaşatan ve halkın düşüncesini de eserleriyle yaşatan geliştiren, günümüze getiren hümanist temsilcilerdir. Bunlar insan sevgisiyle dolup taşan, insana değer veren kişilerdir.(Vedat Günyol)

Anadolu’dan bir ışık:

Erasmus’un doğumundan kırk yıl önce asılan biri vardır: Şeyh Bedreddin.

Bedreddin bir Selçuk  prensi, babası Gazi İsrail Osmanlı ordusunda bir kumandan ve Simavna Kalesi’ni zapt etmiş biri. Oraya kadı olmuş ve Bedreddin burada doğmuş. O sıralar Yıldırım Bayezit Timur’a esir düşmüştür. Bedreddin, şehzadelerden Musa Çelebi’ye kazasker olur. Şehzadelerden Mehmet Çelebi üstün gelip, Musa Çelebi öldürülünce, Bedreddin İznik’e sürülür. Sürülür ama burada da tek durmaz. Müritler yetiştirir Anadolu’ya salar. Kendi de Rumeli’ye geçer. Ama sonunda Çelebi Mehmet’e yenilir. Çelebi Mehmet’in Bedreddin’in idamı için, devrin şeyhülislamından aldığı fetva da şöyle yazılıdır: “Malı haramdır, ama kanı helaldir.”

Bedreddin , göğsünden çıkardığı mührünü, fetvanın altına basar. O’nun bu yürekli davranışına rağmen idama götürülürken, Çelebi Mehmet’in huzuruna çıkarılır ve Çelebi Mehmet sorar: “Ne o şeyhim sararmışsın, korkuyor musun?” Bedreddin’in verdiği cevap bugün bile dillerdedir: “Güneş batarken sararır !..”

Gerçekte hümanist bir hareketin insanı olan Bedreddin, bu konuya nasıl bakıyordu? Neydi Bedreddin’in istediği?

Bedreddin’in görüşü özetle şu: Tanrı dünyayı yarattı ve insana verdi, öyleyse toprak ve ürünler ortaktır. Bütün insanlar kardeş  ve eşittir. Senin malın, benim malım diye ayrı gayrı yoktur. “Yarin yanağından gayrı” herşey ortaktır. Sonra bu gavur, Müslüman ayrımı nedir? Bu dinler kardeştir. Nedir bu melek-şeytan? İnsanı iyiye güzele götüren her şey  melektir. Melek de, şeytan da insanda vardır, insanın dışında değil. Öldükten sonra cennet-cehennem yok. Mahşer, deccal, mehdi yok. Ne olup bitiyorsa bu dünya da olup bitiyor. Namaz, niyaz ahlakın düzeltilmesi için başvurulan biçimlerdir. Önemli olan ahlak olduğuna göre, illa bir biçimi zorlamak olmaz. İnsan ibadetinde de özgür olmalı, içinden geldiği gibi  ibadet etmelidir.

Bedreddin’in bu görüşleri, sadece Anadolu’nun Müslüman halkı  arasında değil, diğer dinlerden insanlar arasında, Hıristiyanlar arasında da taraftar buldu. Bedreddin aynı zamanda iktidar konusuna da değiniyor. İktidar seçimle belirlenir, toplumda kimin hüküm süreceğine, halk karar verir diyordu.

Düşüncesinin özü bu olan Bedreddin, düpedüz materyalisttir. Ama yaşadığı çağın sözü dinseldir, O da çağının sözüyle dile getirmiştir görüşlerini. Kısacası Bedreddin ilk maddeci ve ilk hümanist  filozofumuzdur.

 

 

 

   

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel             <   
Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.