Kahve Tadında Bir Aşk


Bu makale 2018-06-05 21:32:43 eklenmiş ve 548 kez görüntülenmiştir.
Etem Karaüzüm

Bazen sonbahar yaprağı gibidir aşk. Dalından ha koptu ha kopacak haldedir. Meltem rüzgârları başladığında; alıp götürecek sanılır. Ya mızrap tellere dokunduğunda ne olur? Semaha durarak yaş döker gözlerinden. O, her seferinde sallanır. Sallandıkça dokunur yüreğinin en anlamlı noktalarına. Dokundukça nameler yükselir iç dünyasında. Kendisinden başka duyan olmaz o sesi, tül inceliğinde dumanlanır her yanı. Yüksek dağların tepelerinde mekân tutan sislerin, aşağılara inişinde ki sessiz çığlığı; aşkının kayboluşuyla eşleştirir. Tutamaz kendini, kirpikleri nemlenir, göz kapakları iner kalkar. O damlaların düşmesini önlemek için. Bilir ki o ıslaklık aşkının can suyudur!..

Bazen kahve tadında olduğu tadılır, acı acıyı keser sanıldığı olur. SEVDA acısıyla, kahve tadı biraz akraba gibidir. Birinin sadeliği dilini burkarken, öbürünün yokluğu mengenede burkar yüreğini. Ağır olur aşkın yükü, belki kırk deve götürmez ama sahibi, ömür boyu vah demeden zevkle taşır.

Gecenin bir yarısı uyku bölünür, mutfağa koşarsın, acı bir kahve ilaç gibidir böyle hallerde. Ve  var ki sevgilinin silüeti gelip dikilmiştir karşına!... ‘’ Sen ha’’ demeye kalmaz, kahvenin taştığını ocağın sönmüş, sevgilinin silüeti uçup gitmiştir. Orada ki sandalyelerden birine yığılır, dirseğini masanın üzerine koyarak; çenen avcunun içinde, donuk gözlerle pencerenin camına bakarsın.

Zaman dilimini düşünmeden, silüet tekrar dönüp gelir diye beklersin. Onun inadı tutup gelmezken; güneşin ilk ışıkları, uykusuzluktan yorgun düşen gözlerinin içerisine girdiğinin farkına varırsın. Kırpıştırırsın onları. Derinden ve sessizce, AHH! Çekip yatağına dönersin!...

Akdeniz’in dalgaları güm güm! Diye çarparken kayalıklara, mehtapla dağların el tutuştuğunu görürsün iki âşık gibi. Kıskanır gibi onları, iç dünyanda yolculuğa çıkarsın uçsuz bucaksız bir boşlukta kaybolduğunu izlersin. Dört taraftan aynı sesler gelir kulağına; ‘’Bu tarafa bak ben buradayım,sana geldim işte(!) diyerek heyecandan uçurur seni!...

Yavaş yavaş kartopuna benzeyen başına, aynalarda bakmak istemezsin. Son dönemeçlerde sonsuza doğru yol alırken; aralıklarla usuna gelen şu sözcüğü:

‘’ Onu görmeden ölmeyeceğim’’ yakalayıp, canının taa içine koymak istersin kıymetli bir vazonun içine konan kırmızı bir karanfil gibi. Usunu toparlayıp sevdayın sahibinin simasını heykel yapıp. Karşına dikmek istersin her gittiğin yerde.

Dönüp varırsın sevdalarınızın çakıştığı noktaya sen ve o on sekiz- yirmi yaşlarınıza dönerek; ilk kıvıcımları gönderirsiniz kalplerinize yeniden. Aşkın tarifini, anlamını, gizemini, kutsallaşan yakıcı sıcaklığını yeniden tattığını yaşarsın. Benliğini ona vermenin dayanılmaz huzuruna erişirsin, işte bunu cennete gitmekle eşdeğer olduğunu mırıldanırsın aşkının kulaklarına. Tam da böyle bir zamanda tanıdık bir ses böler düşlerini, tanıdık bir sese kızdığını belli etmeden ayrılırsın yanından.  Ayaklarının gitmek istediği yere itiraz etmeden ilerlersin, hani o söğüt ağacı vardı ya derenin kenarında, isimlerinin baş harfleri yazılmıştı onun gövdesine. Bu sevdanın sonsuza değin yaşaması için.

Oradasın ama; ne baş harflerinizi yazdığınız söğüt ağacı, ne de çiçeklerinden koparıp kokladığınız akasya var yerinde, ayak izlerinizi de alıp götürmüş kahrolası yıllar!...

Umutların tükenirken bu yaşta, göz kenarlarındaki çizgilerin sayıları artırıyor günbegün. Bir uzun yolculuğun sonuna yaklaştığını mücdeliyor gözlerine bakarak.

‘’ Onu görmeden asla!’’ diyorsun bu sefer sesini yükselterek, sonra da; SEVDA’’ yaşlanmaz ki cümlesi dökülür dudaklarından.

Gökyüzünde sıcak ülkelere göç eden kuşlara takılır gözlerin; ‘’Heeey! Turnalar yarin otağına düşerse yolunuz eğer şu yüreğimi söküp alın buradan, bunun öbür yarısı, onun canevinde hasretinden ölüyor. Bari siz kavuşturun onları! ‘’ Diyerek, yanan yüreğini kor halinde getirip ölmek istersin!...

Tam da bulunduğun noktada, dileğin kabul olmuş gibi, karşıma dikiyor sevdalım:

‘’ Haydi Tavla Beni  Tavla Beni yeniden’’ dedikten sonta, bir adım daha yaklaşarak, elini uztıyor turnalara yakaran adama!...

Yazarın Notu:

Sevgili okuyucularım, siyasi yazıları sizler okumaktan, ben de yazmaktan gına getirdik doğrusu, yüreğinizi kahve tadında bir aşkın meltemiyle birazcık kıpırdatmak istedim de!...    

                                                                                                          

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel             <   
Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.