Osmanlı Hastalığı(1)


Bu makale 2018-05-21 11:14:17 eklenmiş ve 371 kez görüntülenmiştir.
Cezmi Doğaner

Cezmi Doğaner

Osmanlı döneminin halkı sürü gibi gören altı yüzyıllık koşullandırılması tam olarak kırılamamıştır. Bürokrasi sürekli baskı aracı olarak kullanılmıştır. Halk, bürokratik kurumları devlete ilişkin sorunlarının çözümleneceği bir yer olmaktan çok kendini azarlayan, horlayan, zorluk çıkaran “Bugün git, yarın gel” le işkence eden yerler olarak görmektedir. Çünkü işleyiş böyle...

AKP hükümetleri döneminde iktidarın ve egemen güçlerin denetim ve istemleri doğrultusunda karar alan ve uygulayan bir mekanizmaya dönüştürüldü.

Türkiye’de baskı dönemlerinde “Osmanlıcılık” ve “Osmanlı hastalığı” hortlatılır. Halkın ülkeye ve sorunlarına sahip çıkmasını engellemek için yapay gündemlerle sorun başka yerlerde aranır.

       İkinci Dünya Savaşının başlarında yazar Vedat Nedim Tör,  kokuşma ve bağnazlık için Osmanlı hastalığı  deyimini kullanmış ve bunun 10 türünden söz etmiştir. Kısa kısa bunları da görelim: (*)

1.     Aşağılık Duygusu: Osmanlı Saltanatının çöküş devresinde Türk münevverlerinin büyük bir ekseriyeti bu illete tutulmuştu.

Avrupa hayranlığı,  softalık, kozmopolitlik, züppelik. Osmanlılık gibi karışık şekillerde tecelli eden bu hastalık, bir nevi ruhi kapitülasyonlarımızdı.

2.     İçtimai Alakasızlık: Osmanlı efendisi, Osmanlı İmparatorluğunun miras yedisidir. Hazıra alışmıştır. Halkın sırtından geçinir. Tufeylidir.(asalak, başkasının sırtından geçinen, parazit) İşten hoşlanmaz. İş aşağı halkın ve reayanın karıdır ve halk karanlık bir yığındır ki, vazifesi efendisinin rahatını temin etmektir.

Onun indinde, devlet halk için değil, halk devlet içindir. Halka hizmet mefhumunun tamamıyla yabancısı ve düşmanıdır. Bilakis halk, kendisinin hizmetkarıdır.

3.     Mes’uliyet (Sorumluluk) Korkusu: <İhmali Mes’uliyet yoktur: İcrai Mes’uliyet vardır> formulü Osmanlı efendisinin iş ahlakıdır. Osmanlı efendisi bir işin mes’uliyetini almaktansa onu yapmamayı tercih eder. Çünkü o gayet iyi bilir ki, <bu işi niçin yapmadın diye hiçbir vakit sormazlar.>

4.     Dedikodu-İçki-Kumar: Dedikodu onun havasıdır. Onsuz yaşayamaz. dedikoducu, en iyi, en müsbet bir işte bile, muhakkak bir pürüz arar ve bulur. Bulamazsa kondurur ve atölyesinde öyle bir agrandismanını yapar ki, herkes yalnız onu görür.

Dedikodu ve riya , Siyamlı Kardeşler gibi birbirine yapışıktır. Dedikoducu mutlaka  ikiyüzlü, ikiyüzlü mutlaka dedikoducudur.

Dedikoducunun bir nevi de imzalı imzasız, arızalarla jurnalcilikten tan pek keyiflenir. Hele bu ihbarnamelerin muameleye konduğunu bir haber alırsa, ağzı kulaklarına varır ve ubudiyetini (kulluğunu) tazeleyecek yeni bir arıza karalamak için kaleme sarılır.

İçki ve kumar da Osmanlı efendisinin mükeyyefatındandır. İçki ve kumar çok kere heyecanları, suni surette kamçılanmağa muhtaç olanların karıdır.

5.     Ahretçilik:  Osmanlı efendisinin gözünde hayat, ahirete götüren bir köprüdür. Aslolan ölümdür. Dünya yalancıdır ve bütün değeri <bir lokma ve bir hırka >dır. Osmanlı efendisi ve Osmanlı softası, Türk insanının, sefalet, mahrumiyet, ızdırap karışışındaki yüksek mukavemet kudretini, ahiretçilik serabı ile istismar etti. Türk köylüsü ahirete inanarak, dünyasını zindan ve kurban etti. Fakat ahlak asaletinden hiçbir fedakarlığa yanaşmadı. Türk köylüsünün bu karakter salabeti üzerinde titreyelim.

Türk münevverinin ilk vazifesi, Türk insanını iyi tanımaktır. Osmanlı bu vazifesini daima ihmal etti ve onu ahiretçilik afyonu ile bezgin ve uyuşuk bir hamura kalbetmek istedi. Ve şeklen de muvaffak oldu.

6.     Güzel Düşmanlığı: Osmanlı efendisi heyecan kabiliyetini kaybetmiş, yaratıcı ateşi sönmüş, güzele karşı hassasiyeti katılaşmış bir tahta kalıptır. Ruhu güzellik haddesinden geçip incelmedi: Resim günahtı, heykel haramdı. Raks gayri ahlaki idi. Musiki bir nevi meze idi. Tiyatro oyuncu Ermenilerin karı idi.

Osmanlı efendisi edebiyatta insan, cemiyat, millet, memleket ve tabiat unsurlarına hemen hiç el sürmedi. Ve şiiri çok kere odalık gibi kullandı. Fakat halk daima kendini, muhitini ve yurdunu terennüm etti.

Bizde idareci  sınıfla halk arasındaki büyük uçurumu <güzel>in müşterek dilinden ve sihirli bağından mahrum oluşu doğurdu. Osmanlı efendisi kendisi ile halk arasına sanatın narin köprüsünü kuramadı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel             <   
Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.