Düşünmeyi geliştirme (1)


Bu makale 2018-01-05 07:52:58 eklenmiş ve 216 kez görüntülenmiştir.
Cezmi Doğaner

Zihinsel bir süreç olarak düşünme. Düşünme sürecinin girdileri veri, enformasyon, bilgi, kanıt, inanç ve duyumlardır. Düşünme sırasında mantık, sağduyu veya yaratıcılık etkisi altında, akıl yürütme, sezme ya da düş kurma süreçlerinden biri ya da birden fazlası devreye girmektedir. Bu süreçlerin çıktısı ile ussal ya da usdışı düşüncelerdir.(Özgür Ansiklopedi)

Düşünce , ne türden olursa olsun, kimin tarafından açıklanırsa açıklasın. Şiddetin sınırlarını zorlamadıkça saygındır.

Ülkemizde düşünce, yasalar karşısında hala bir ‘suç’ unsurudur. İnsanlar, başka hiçbir şey yapmadıkları, yanlızca görüşlerini, düşüncelerini açıkladıkları için tıtuklanıyorlar. Milyonlarca lira  para cezasına ve nihayet demir parmaklılar arkasında tutuklu kalmaya mahkum ediliyor. Orta çağın aştığı, yakın çağların usundan dahi geçirmediği bir uygulamayı, Türkiye’deki çaşdışı  ‘totaliter’ yönetim insanlarımıza layik görüyor. Tabii, bunu kabul etmemiz olanaksızdır.

Düşüncenin karşısına yasakçı, baskıcı, bir anlayış cıkarılmıştır. DÜŞÜNCE  ürkütülmek, caydırılmak istenmektedir.

Demokrasi ile yönetilen toplumların temel ilkesi düşünce özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.

Buyurganların yönetimi altındaki toplumlarda çok sesli düşüncenin yeri yoktur. Düşünce baskı altında tutulunca dıştan suskun görünen toplum, içten içe öfkeli bir birikimle gerginleşmektedir. SUSKUN toplumun insanları mutsuzdur. Baskı yönetimine uymuş gibi görünen bir sindirilmişlik içindedirler.

Dünya’da bir çok ülkesinde yazar, gazeteci, bilim insanı,  düşünce suçu nedeniyle cezaevlerinde yatmaktadır. Daha nice yazar, yayıncı da cezaevine girmek için sıradadır.

Çağdaşlık, bilimsel düşünüş, özgürlük, evrensellik, ilerleme ve durmadan yeniden yaratma, düşünceleri geliştirmekle olur.

Ülkemiz de bir çok insanın taş çatlasa 500-1000 kelimeyi geçmeyen sözcük dağarcığına sahip.

Doğru dürüst cümle kuramayanlar, Türkçe’yi yanlış kullananlar az değil.

Eline verilen metni okurken zorlananlar da var. İşi, mesleği ve uzmanlığı konusunda 20 dakika konuşmayacak insan sayı çok fazla...

12 Eylül ile başlayan ve son yıllar da doruk noktasına  ulaşan bir durum:

Türkiye’de okumayan, düşünmeyen, düşünce üretmeyen insan yetiştirlmektedir. Sömürü  düzenin maşaları, tartışmayan, incelemeyen, sorgulamayan, gerçeği araştırmayan bir toplum yarattı. Türkiye’de 60-70 yıldır hala en fazla 3 bin kitap basılıyorsa, bizi yönetenlerin güttükleri “kültür politikaları” ile başarıya ulaşmış sayılırlar.

Tv’ lerde kültür ve eğitim programları çok kısıtlı. Keza gazetelerde kültür ve eğitim sayfaları çok az...

“Biz çok analitik düşünmeyi bilen bir toplum değiliz açıkçası. Biz ezberci bir toplumuz, ezberimizi bozmak çok işimize gelmez. Darmadağın oluruz. Ezberin dışında herhangi bir şey sizi allak bullak eder. Nerede olduğunuzu şaşırırsınız ve adapte olmanız çok zaman alır. Padişahlıktan Cumhuriyet’e geçişte adapte olmanın çok zor olduğu gibi. 91 yıldır adapte olamamışız. 91 yıldır güce tapıyoruz. Biz gücü çok severiz. Kendini güçlü gösteren herkese tapınırız. Bizim babalarımız da öyledir çünkü. Evde bir güç isteriz hep. Baba sendromudur o. Bir laf vardır çok severim: Erkekler babaları öldükten sonra büyür.”

(Haluk Bilginer, 15.06.2014, Hürriyet Pazar)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel             <   
Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.