Aşk Üzerine


Bu makale 2017-10-26 18:35:06 eklenmiş ve 217 kez görüntülenmiştir.
Cezmi Doğaner

Güzelliğin on par´etmez 

Bu bendeki aşk olmasa 

---

Güle kıymet verilmezdi 

Aşık ve maşuk olmasa

Aşık Veysel

Adana´da  iki şubesi ile, söyleşiler, imza günleri düzenleyen, kitaplar  yayınlayan, çok değerli kültür hizmetleri sunan Karahan Kitapevi´nde kitapseverlere  ve sahipleri olan Seyfi, İsmet ve İsmail beylere sordum: En çok hangi tür kitaplar satılıyor? “Aşk kitapları” yanıtını aldım.  Yerli yabancı aşk kitaplarında “aşk” dışında “fantazi”, “erotizm”, “heyecan ve korku” dolu konular çokça yazılmıştır.

Konuya dair bir iki cümle söylemek üzereyken orada bir kısa sohbet ortamı doğdu. Kitabevinde bulunan öğrenciler konuşmamıza katıldı . Bir öğrenci, “Aşk, şalgam suyu. İçtikçe içesin gelir.”

Söze karışan başka bir öğrenci, “Aşk, Pınar olup çağlamak, Melek olup gökyüzüne uçmaktır.”  Dedi.

“Aşkı, insanın kendi içinde çırpınması” olarak tarif etti İsmail bey.

Düzeysiz kitapların çok satıldığı da öğrenciler tarafından söylendi.

Aşkın güzellikten doğduğu ileri sürülür.  Bir yere kadar da doğrudur  bu. Gelgelelim, her güzelliğin aşkı doğurduğu doğru değildir.  Belki, sevdiklerimizi çok  güzel buluruz,  ama  her güzel bulduğumuzu sevmeyiz,  sevemeyiz.  Ayrıca, her  sevdiğimizin güzel olduğunu da  söyleyemeyiz.

Aşk, seveni bir ölçü de ayırır gerçekten.  Düşler,  umutlar, tasarılar evrenine götürür.  Seven  bu yüzden  sevgilisinin özelliklerini  abartır,  ya da ona üstün özellikler  verir.   Değiştirir onu,  süsler,  yüceltir,  idealleştirir. Hatta, onu değil, onunla ilgili şeyleri de(örneğin, eşyayı da, doğayı da, insanları da) değiştirir, güzelleştirir.

1990  yılında  Refik  Durbaş´ın kendisiyle yaptığı  uzun söyleşide   Ahmed   Arif     edebiyatçıların  mektuplarının   yayımlanmasıyla ilgili  olarak  şunları   söylemiş:“[...]   Belki   halk    için,    okuyucu       için gerekli   değil   ama,  edebiyat   tarihçileri  için, eleştirmenler  için  gerekli olabilir  Türkiye´de   henüz   bu gelenek   yok.    Ama   bir gün  o da  olur. Mesela  Victor Hugo´nun  sevgilisine yazdığı, Baudelaire´in hizmetçisine yazdığı   mektuplar Fransa´da çok değerli  belgeler olarak  sunuluyor. Elbet  bir  milletin kültürü  onlar  da.”    (Leylim Ley,  Ahmed  Arif´in,  Leylâ  Erbil´e yazdığı mektupları.)

Aşk, iradeye bağlı bilinçli bir tercih değildir. Kişi isteyerek aşık olamaz, isteyerek gerçekleştiremez.

Aşk, sevgi değildir. Yaşanması için çaba gerektirmez. Aşk, insan davranışlarında disiplin veya bilinçli bir çabaya ihtiyaç duymaz. Aşk, insanı güdüsel, tuhaf, akıl ve mantık dışı tuhaf şeyler yapmaya iter.

Aşık olunan kişi, nesne çok mükemmeldir. Tek istek ve umut mükemmelliğin korunmasıdır.

Asıl soru: Aşık olunan kişiyi  gerçekten tanısaydınız yine aşık olur muydunuz?

Sanatçı Zihni Göktay,

 “Aşk nerde imkansız var gider onu sever  işte.. ayrılırken  nasıl  baktıysa  o kadar  sevmiştir seni.

Öyle haindir ki aşk nerde imkansız varsa onu sever .Nerde imkansız  varsa Onu sevmektir Aşk.

Hayat  tek kişilik aslında, İki olmak için sever. Üç olmak için sevişir…Aşkı, yağmura benzetmek lazım. Hani göğüne bir türlü dönmeyi düşünemeyen yağmura…

Aşk, kovalamaktan çok kaçmaya, dokunmaktan çok düşlemeyi sever. Öyle haindir ki, bu aşk!...

Nerde bir imkansız varsa gider onu sever. Aşk üzerine her şey söylemişler ama herkes tarafından, şairler, yazarlar takımından da söylenmiştir. Onlar aşkı anlatmak için bu kelimelerden hep medet ummuşlardır.

Yanlış, ters, sözlerden çok gözlerdedir aşk…

Aşkı anlamaya çalışmak en büyük hıyarlıktır!..  Kim anlamış ki sen anlayacaksın. Sen aşıkken  değil ki…

Aşk var ya  bu namussuz aşk, şairler, yazarlar söylemiştir, gülün dikeni var  diye üzülmekten  ziyade  bir çiçek açmış  diye sevinmeye benzer. İlk bakışta değil son bakıştır aşk. Yani ayrılırken nasıl bakıyorsa o kadar sevmiştir.”(Sanatçı Zihni Göktay)

Yüzyıllar boyu filmlere, romanlara masallara şarkılara konu olan aşk: günümüzde içi boşalmış  Aşk, insan türünü sürdürmek için bireye kurulmuş tuzaktan başka bir şey değildir. Dudak arasında üç harfe sığdırılmış duygudan uzaklaştırılmış bir terim haline gelmiş, getirilmiş..

Birçok filozof veya edebiyatçı aşka tanımlar aramışlardır. Platona göre aşk delilik hali iken , Montaigne Aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, der.

Mevlana, asıl olanın Tanrı" ya olan aşk olduğunu, surete olan aşkın ise gelip geçici olduğunu belirtmektir.

Aşk kendinden geçerek öteki olmak, ötekinde kalmak, onu kendinde çoğaltmak, zenginleştirmek, ötekinde kendini bulmak, kendini genelleştirmek ve tutku varlığına ulaşmak, onu özlemek, o varlıkta kalmak, bağlanılan olmak, yani bütün olmaya yönelmek biçimlerinde görünüme gelir.

İnsan doğa olaylarına nasıl engel olamazsa, Aşka da engel olamamaktadır. Damla Damla sağanak yağan yağmur nasıl insanı sırılsıklam ıslatıyorsa, aşk da insanı ruhsal dünyasını sırılsıklam sarmalamaktadır.

“Asktan yana söz duyunca Ben hep seni düşünürüm” . Aşkla kalalım. Aşıklara, maşuklara mutlu ve sağlıklı bir yaşam dilerim.

Neşet Ertaş aşıklar için söylemiş:

“Beni eller kimi görme 

Sen benimsin ben seninim 

Gel seni benden ayırma 

Sen benimsin ben seninim 

 Senin galbin benim galbim 

 Sana malumdur benim halim

 Kaçma benden nazlı gülüm 

 Sen benimsin ben seninim 

Kalpten kalbe bir yol vardır 

Gözünen görünmez sırdır 

 İkimizin kalbi birdir 

Sen benimsin ben seninim “ 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Gölbaşı Güncel
                    
© Copyright 2013 Gölbaşı Güncel Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.